U
           - Hikayeler -

        - Ultima Online -

 

Hikayeler : Lord Argon, Morgoth Ailesi ve katiller...

Haber 2002-2009 Yazılan Morgoth Hikayeleri

02 Ekim 2008 - 20:48

. Geri Dön

 Yıllar önce, Vesper şehrinde doğan Dark, büyük depremler sonucunda ailesi ve vesper halkı ile birlikte göç etmeleri gerekir. Bu göç sonucunda bir elf köyüne sığınmak zorunda kalırlar ama bu elf köyü diğerlerinden farklıdır. Elf köyünde insan biyolojisi incelenmektedir, bunun için elf halkı tüm bilginlerini bu köye göndermektedir. Deprem'den kurtulan az sayıdaki vesper halkı içerisinde Dark ve ailesi de vardır. Köye sığınan Vesper halkı, sürekli somurtan ve insanlarla anlaşamayan elf ırkının isteksizde olsalar, yardımına muhtaçtır. Busırada biyoloji araştırmalarını yapan Lored ve arkadaşları deneyleri için denekler arıyordur. Bu deneyler esasında tüm Sosaria'nın geleceği için ciddi yarar sağlayabilecektir, çoğu hastalığa tedavi imkanı sunabilecektir. Lored köye gelen Vesper Halkından denekleri seçmeye karar verir. Kısa bir ön araştırmadan sonra kalabalığın içinde en fakir aile olan Maria ve Goje çiftini seçer bu çifti seçmelerinin nedeni dikkat çekmemeleridir. Maria ve Goje çifti Dark'ın anne ve babasıdır. Dark bu gelişmeler yaşanırken on-dört yaşındadır olanlardan habersiz arkadaşlarıyla birbirlerine sihirler yaparak yeni sihirler öğrenerek vakit geçiriyorlardır...
Lored sonunda deneyini yapması için Dark'ın anne ve babasını elf gardiyanlara emreder. Gardiyanlar güneş batınca ve herkes uykuya daldıktan sonra Maria ve Goje'yi uyku tozu büyüsü ile bayıltırlar. Bu sırada anne ve babasının arasında uyuyan Dark uykusuna devam etmektedir. Gardiyanlar fazla ses çıkarmadan Maria ve Gojeyi alırlar. Çadır’dan çıkarken bir gardiyan yerdeki kaseye çarpar Dark hemen gözlerini açar. Etrafına bakınır anne ve babası yoktur bir şeylerin ters gittiğini sezer. Sessizce çadırın girişinden dışarı bakar, dışarıda gardiyanları, anne ve babasını baygın bir şekilde gardiyanların omzunda görür. Takip etmeye karar verir ve arkalarından gider, gardiyanlar taşlardan yapılmış ve girişi dışarıdan çok zor anlaşılan bir yere girerler. Dark teredüt etmeden içeri girer, içeride meşalelerin aydınlatığı uzun bir koridor görür. Ağır adımlarla koridorda ilerler... Sağ’da ve sol'da odalar mevcuttur geçerken gözü takılır kapıları kapalı olan bu odaların küçük pencereleri vardır. Parmak ucuyla bir odaya bakar ve şok olur. İçeride kolları olmayan ve yatağında yarı baygın halde olan bir kadın görür, kadın gözlerini Dark'dan ayırmaz ve bu sırada gözünden yaşlar süzülür... Gördüklerine inanamayan Dark paniğe kapılır ve koşar adımlarla koridor'un sonuna ilerler... Koridor’un sonuna yaklaştıkça demir bir kapı görülür. Kapı’nın yanında bir sandalye vardır, hemen kapının yanına gelen Dark sandalyeyi demir kapı'nın önüne çekerek küçük pencere'den içeri bakar... Anne ve babasının baygın ve çıplak bedenini görür kalbi yerinde çıkacak gibi atan Dark çok korkmuştur. Anne ve babasının etrafında elf bilginler vede dört gardiyan vardır. Ne yapacağını bilemeyen Dark sessizce korku içersinde izlemeye devam eder. Lored eline aldığı neşter ile annesinin vücuduna doğru ilerler...
Busırada bilginler fikir alışverişi yapıyor araştırdıkları konu hakkında birbirlerine yorum yapıyorlardır. Busırada Lored elindeki neşterle Maria'nın yanına gelir ve biranda boğazını keser. Dark bu görüntü karşısında ne yapacağını bilemez ve dengesi kaybederek sandalyeden düşer, hıçkıra hıçkıra ağlamaktan kendini tutamaz. Sesleri duyan gardiyanlar hemen kapıyı açar ve Darkı bileyi burkulmuş bir halde bulur. Gardiyan tek eliyle Dark kaldırıp içeri alır, Lorede ''Efendim bu çocuk sanırım kapıdan bizi izliyordu ne yapmamı emredersiniz.'' der. Lored, Darkı tanır araştırmaları sırasında Maria ve Goje'nin bir oğlu olduğunu öğrenmiştir. Ağlayan bu çocuğun oğulları olduğunu tahmin eder ve gülerek ''Al içeri sandalyeye bağla izlesin belki ileride o da bir bilgin olur''der. Kahkaha atar. Gardiyan Darkı sandalyeye bağlar, Dark annesinin ve babasını parçalara ayrılışını izletirler. Bu durum Dark'da elflere karşı inanılması güç bir nefret doğurur. Araştırmadan sonra Darkı bir odaya hapsederler, Dark o kadar kin gütmüştür ki odada kaldığı süre boyunca kendi kendine büyücülük yeteneğini inanılmaz bir şekilde geliştirir. İçini karanlık kaplayan Dark geçen once günden sonra artık Gardiyan'ın günde verilen bir öğün yemeği getirmesini bekler. Gardiyan’ın gelmesiyle kullandığı büyüler ile gardiyanı orada öldürür. Gözünü o kadar kin bürümüştür ki gözleri kan çanağına dönmüştür. Önüne gelen herkesi öldüren Dark sonunda Lored'in odasını bulur içeri girer ve büyüleriyle yaraladığı Loredi masaya yatırır. Tüm dişlerini söker, kollarını ve bacaklarını keser, kafasına bir ip bağlar ve yerde sürünerek dışarı çıkarır. Köyün ortasında olan çınar ağacına Loredi asar ve uykuda olan tüm elfleri katleder. Bu katliamdan sonra Delucia şehrine yürüyerek dört günde varır. Orada yaşamaya başlar. Bu durumu duyan Karanlık Baronlar, Darkı Delucia'dan alırlar ve eğitirler, Dark artık baronlar için hizmet eden acımasız bir savaşçıdır. Yıllarca aldığı yüzlerce candan sonra Dark'a Baronlar tarafından Lord ünvanı verilir...
Lord Dark'ın Elflere yaptığı işkencelerin sonu gelmiyordu. Ejderhalar Lord’larının varlığından aldıkları güç ve nefretle Elf köylerini basmaya başladılar. Bu inanılması güç durum Lord Dark'ın yıllar önce bir ejdarhanın iblisle savaştığı sırada ceyran etti. Lord Dark ölmek üzere olan bir ejderhanın hayatını kurtarır fakat bu ejdarha sıradan bir ejdarha değildir. Jalen mağarasının dördüncü katında yaşayan ve Sosaria'da nadir görülen bir ejdarha topluluğunun lideri olan Dragonic ejderhasının yavrusudur. İçi kötülükle dolu olan Lord Dark ölmek üzere olan ejderhayı kurtarmasının nedeni de budur çünkü saldırması için iblisi Destard mağarasına gönderen odur bundan habersiz olan yavru ejderha kurtarıldığını düşünür ve Dragonic bunu karşılığında Lord Darkı efendisi olarak kabul eder... Lord Dark ejderhalar topluluğunu istediği gibi yönetmektedir. Elflerin nazik vücutları ve uzun saçları. Ejderhaların alevine daha fazla dayanamazdı… Britain şehrinden asil bir savaşçı bu savaşım iyiliğini oluşturanların öncüsü oldu, bu kişi adı Lord British’ti. Ünü bütün Sosaria da yayılmıştı ve kudreti Ejderhalarla baş edebilecek seviyedeydi. Elfler bu savaşçıyı görmek için Biritain şehrine geldiler. Şatosuna gittiler fakat eskisi kadar kudretli ve güçlerine sahip olmadığını fark ettiler. Lord Dark’ın üzerinde bıraktığı etki büyüktü. Elfler böyle de kurtulamayacaklarını anlayınca kalın ve yüksek surları sayesinde Ejderhaların alevinden korunan Trinsic şehrindeki bir cüce haberciyi aramaya başladılar, Amaçları Lord Sidious’ı çağırmaktı. Onu bulduklarında Trinsic şehrinin surlarından Ejderhaları izliyordu ne zaman bir olay olsa bütün şehri harkete geçirip Ejderhalara karşı büyük savaşlar başlatıyordu. Kısa sürede yeni bir Ejderha büyüp savaşacak efendisine hizmet edecek duruma geliyordu.Çok az sayıda Elf bu savaşlardan sağ çıkabiliyordu Dark’ın yandaşları Elflere yaşayacak yer bırakmıyorlardı halkı talan edip ölüme mahkum ediyorlardı. Sadece Trinsic hayattaydı eğer o şehir de kaybedilirse Lord British kendi şehrine geleceklerini biliyordu.

Haberci durumun farkında olduğunu ve onlar için yedi kara cüppeli Elf’i bulacağını söyledi. Aradan bir süre geçtikten sonra Ejderhalar şehirlerin dışında Elf ararken gökyüzünde alevler yükselmeye başladı, bütün Sosaria'ya karanlık çöktü...
Dark'ın ilk hedefi yandaşlarının almaya çalıştığı küçük savunmasız katil şehri Calimport olmuştu. Şehre yaptığı baskınlardan dolayı şehir terkedilmişti. Terk edilen şehir Dark'ın ve yandaşı katillerin mekanı olmuştu..Trinsic'in düşmesine yakın son savaşçılar da ölmek üzereyken.Lord Biritish arkasında yedi Kara Elf ve Britain şehrinin bütün orduları ile birlikte gelmişti. British Dark’ın bir kere lanetlendiğini biliyordu bu yüzdün eski kudretine hala kavuşamamış olması gerekiyordu. Lord Sidious ise bunun olabileceğini inat ediyordu ve British'in yanıldığı çok çabuk anlaşıldı. Lord British’in ordusundaki askerler onurları için savaşıyordu ve orada kaybedilen askerler en azından onurlu olarak ölüyordu korkup kaçanlar ise Sidious tarafından cezalandırlıyordu.

Yedi Kara Cüppeli Elf iki ordunun arasından hızla geçip Dark’ın karşısına geçti. Ejderhaların alevleri üzerindeki zırhları geçemiyordu. Dark büyülerini hazırladı ve yedi savaşçının üstüne yürüdü bu zor bir savaş olacaktı ama Dark yedi Kara Cüppeli Elf ile savaşacağını bilemezdi. O sırada ne olup bittiğini anlamayan ve keskin bakışları ile yedi Elf’i arayan Lord British bir Ejderhanın laneti ile büyülendi ve bir büyülü mızrak darbesi karnına saplanmıştı. Trinsic surları içine götürülen Biritish başındaki Elf büyücü ile yan yanaydı Elf büyücü sürekli büyüler mırıldanıyordu ama artık çok geç olabileceğini kendide farkındaydı…

Savaş devam ederken Lord Dark kalan altı Elf’e karşı tek başına savaşıyordu altı Elf Lord Dark’ı lanetlemeyi başardılar. Dark kaçmaya başladığında artık çok geçti. Elf madenlerinden birinde sıkışmış kalmıştı. Yedi Elflerin en kudretlisi bir büyü yapmaya başladı. Büyü Dark'ın altından alevler çıkmasına neden oldu. Dark yanarak can verdi Elf halkı sevinçle bağırmaya başladı Ejderhaların üstüne yürümeye başladılar ve Dark’ın yokluğunu hisseden ejderhalar güçlerini kaybetti birer birer yere yığıldı ve sonuncu ejderhanın da öldürülmesi ile savaş son buldu…

Trinsic şehrinde ölmek üzere olan Lord British’e bu haber ulaştırılmıştı British’in gözünden bir damla yaş süzüldü ve yavaşça yüzünden aşağıya doğru akmaya başladı. “Başardık, Sonunda Başardık” diyordu. Biritish’in yanın da duran Kara cücelerin en kudretlisi British’in yaralı bedeninin üstüne kapandı ve gözünden bir damla yaş süzüldü. Gözyaşları yarasının üstüne damladı yara kapandı ve Lord British gözlerini açtı. Kara Elf hala ağlıyordu ama bu sefer mutluluktan ağlamaktaydı. British şehri Britain’e döndü Yedi Kara Elf’in Biritain şehrinin çeşitli mevkilerine atadı. Bir daha Dark’ı ne gören ne de duyan oldu...
Üç yıl sonra
Lord Dark'ın ölümünün ardından karanlık güçler kapana kısıldı, Karanlık baronları hemen aralarında görüşmeler başlattı. Baronların karanlık güçleri hakkında kimsenin bir fikri yoktu. Karanlık güçler sırasıyla, Trel, Clef, Atron ve Adon. Bu baronlar topluluğunun tek hedefi tüm SOSARIA'yı ele geçirmekti. Lord Dark ve ordusu bu emellerine ulaşmalarında onları büyük hayal kırıklığına uğrattı. Bu ağır yenilginin ardından baronlar günler süren toplantılar yaptı. Sonunda efsane bir savaşçıyı yeniden diriltmeye karar verdiler. Tüm sosaria'yı gezerek aradıkları kudrette olabilecek büyücüleri araştırdılar. Günlerce süren elemeler sonunda Papua şehrinin acımasızlığı ile tanınan büyücüsü Fartour, tüm baronların kabul ettiği tek isim oldu. Baronların isteği Lord Argon canlandırmasıydı. Lord Argon Britain kalesine kadar ilerlediği bilinen tek savaşçıydı, efsanesi buradan geliyordu. Fartour kırk gün bu büyü için durmadan çalıştı ve sonunda Lord Argonu canlandırmayı başardı... Baronlar tekrar bir toplantı ayarladılar ve görüşmeler başladı fakat bu sefer aralarında Lord Argon da vardı. Lord çok sinirli ve acımasızdı, Lord Dark'ın yenilgisini öğrendiğinde öfkesini gizleyemedi. İntikam ateşi içini öylesine sarmıştı ki, sinirinden sürekli titriyor ve homurdanıyordu. Baronlar Argona biran önce eskisinden daha güçlü bir şekilde yapılanmasını, çalışmalarına başlamasını emir etti...
Yirmi-bir yıl sonra
Bu süre zarfında Britain halkı ve de Elfler huzur dolu günler geçiriyorlardı. İki halkın şehirleri arasında ticaret anlaşmaları yapılmış, savaşın yaraları çoktan sarılmıştı. Vakit ticaret vaktiydi. Buna rağmen herkes Lord Dark'ın geri gelmesini aklından geçirmeden edemiyordu. Bu sırada Lord Argon Buccanner's den şehirindeki kütüphanenin altındaki gizli mağarayı kendine mesken edinmişti. Yirmi-bir yıl boyunca çok fazla düşünme fırsatı elde etmiştir. Düşünmüştür, intikam duygusu azalmak yerine kat ve kat artmış, yanında aldığı üç-dört dostuyla şehirlerin haritalarını detaylı şekillerde incelemişler, tüm planlarını yapmışlardır. Fakat tüm hazırlıkları tamamlanmasına karşın bu eylemleri harakete geçirecek güçlü bir orduya ihtiyacı vardır. Bu amaç için sağdık dostları Oria ve Frank yeni orduların kurulması ve mevcut olanların da güçlendirilmesi için görevlendirilir. Deneyimli karanlık dostları kıyafetlerini değiştirir birer Britain şehri sakinleri gibi Buccanner's dan yola çıkarlar...
Şehre varmaları üç gün sürer vardıklarında Britain köprüsünde bir kalabalık vardır, adım adım yaklaştıklarında çığlıklar yükselir, farklı farklı renklerde cübbeleriyle büyücüler, güçlü silahlarıyla savaşçılar, aynı zamanda hem silah kullanabilen hemde büyü atabilen savaşçı-büyücülerden oluşan bu kalabalıkta dikkat çeken tek şey hepsinin pelerinlerinin kırmızı olması olmuştur. Oria ve Frank'in dikkatini çeken bu topluluk şehir'in içine ilerliyemiyor içeriden Lord British sürekli askerlerini yolluyordur. Oria ve Frank bir an birbirlerine bakarlar ve küçük bir tebessüm yüzlerinde belirir. Bu topluluğun yoğun saldırısı sonucu çok sayıda savaşçı ve masum insan can vermiştir fakat bu kadar insanı neden acımasızca öldürüyorlardı. Oria ve Frank'in bunu öğrenmeleri uzun sürmedi aralarından bir askerin konuşmalarına kulak misafiri oldular ve asker yanındaki arkadaşına ''Bugün ki kazandığımız ganimetler diğer saldırılarımızı gölgede bırakacak gibi Poldera, ne dersin ?'' Lord British etrafını saran yirmi kişilik bir asker topluluğu ile saldırıyı dikkatle takip ediyor ve şaşkınlığını gizleyemiyordur. 25-30 kişiden oluşan bu kalabalık inanılması zor bir zaarüyat veriyordur. Oria ve Frank kendilerine kara bir büyü ile gizler ve savaş bitene kadar bu acımasız savaşçıları izlerler. Aradan geçen yarım günlük bir süreden sonra... İlk defa aralarından biri konuşur anlaşılan konuşan kişi aralarında önemli bir savaşçıdır ve herkes ortada toplanır etraflarına duvar atarak konuşan askeri dinlerler... Asker yüksek bir ses tonuyla : ''İstediğimiz ganimetleri aldık, artık gidebiliriz'' der ve Kapı açar tüm savaşçılar kapıdan içeri girerler...
Bu sırada sessiz ve dikkatle savaşçıları izleyen Oria ve Frank kapı kapanmadan içeri girerler. Girdikleri gibi savaşçılar saldırmaya başlar... Frank aldığı silah darbeleriyle ciddi yara alır. Busırada Oria '' DURUN! ! !'' diye bağırır. '' Ben Lord Argon'un elçisiyim.'' fakat askerler saldırmaya devam eder çünkü onlar sadece kendi aile reislerini ve lonca başkanını dinlerler... Kale’nin içerisinde hemen istirate çekilen yorgun lonca başkanı Dük Micheal Morgoth sesleri duyar ve ağır ve yorgun adımlarla dışarı çıkar. Anlam veremediği durumu yanındaki askerine sorar, asker durumu açıklar. Dük Micheal Morgoth bağırarak ''Durun askerlerim'' der. Herkes biranda durur. Oria bu durum karşısında çok şaşırır korku salan Argon'un elçisine durmayan savaşçılar Dük Micheal'ın seslenişiyle anında durmuştur.
Dük Micheal Morgoth, yavaş yavaş Oria ve Franke yaklaşır Frank ayakta zor duruyordur ve Dük Micheal konuşur...
Micheal: Evet ben Dük Micheal Morgoth, sizi dinliyorum?
Oria: Ben Lord Argon'un elçisiyim bizi kendi komutasına girecek güçlü askerler bulmamız için görevlendirdi, bizde sizin Britain şehrinde köprü'de yaptığınız katliamı izledik ve sizinle bu konuyu görüşebileceğimizi düşündük.
Dük Micheal: Alaycı bir şekilde; karanlık güçlerin aldığı ağır yenilgi o kadar ağır olmalı ki çok gerilere gitmişler. Ardından yüzünde küçük bir tebessüm olur...
Oria: Bu cevap karşısında şok olur tüm Sosaria'nın korktuğu karanlık baronlarla dalga geçen bu adam da kimdi?
Dük Micheal: Biz Lord Dark'ın savaşı sırasında savaştan kurtulan yaralı askerleriz, sizlerin yokuluğunda bir gurup asker bu arkamda gördüğün kale'nin önüne geldik. Hepimiz ölmek üzereydik ve Dük Mc Coys Morgoth bize kapısını açtı hepimizi eğitti yıllar geçtikçe hepimiz daha da güçlendik ve bu noktaya geldik, Morgoth Ailesi'nin lideri Dük Mc Coys ile görüşmeden karar veremem, bende yıllardır bu aile'nin mensubuyum. Aldığım lonca ve aile kararlarını herzaman ben, Dük Mc Coys ve birkaç arkadaşım alırız.
Dük Micheal ağır adımlarla kale'nin içerisine doğru ilerler...
Dük Mc Coys, Dük Micheal, Dük Azozel ve Dük Tristan Morgoth ile müzakere ederler...
Bu dört kişi aynı derecede yetkiye sahip birbilerine sonderece saygılı, Morgoth Ailesi ve lonca'nın en yetkili üyeleridir.1 - 1,5 saatlik görüşmelerden sonra Micheal Morgoth dışarı çıkar...
Bu sırada askerler Oria ve Frank 'ın dinlenmesi için birer tabure getirmiş ve Frank'ın yarasına pansuman yapılmıştır... Dük Micheal Morgoth dışarı çıkar ve Morgoth Ailesi ve lonca'nın kararını açıklar.
Dük Micheal Morgoth: Biz herzaman can aldık, ne mahrumiyet, ne nezaket, ne biyat ederiz. Herzaman tek vücüt, tek güç, tek bir inancımız oldu. Birbirimizden başka kimseye güvenmedik, ailemizin dışından kimseleri aramıza almadık. Herzaman inançlarımız için çoğu hayallerimizden vazgeçtik. Biz Lord Argon'un teklifini değil, Lord Argon'a vereceğimiz teklifi size iletiyoruz, bizde güçvar birlik var. Aramızda yer almaya canatan katiller var, biz ordu'nun bir bölümünü karşılar savaş ganimetlerin'nin yarısını ve Buc's şehiri'ni Morgoth Ailesi ve loncamızın şehiri olmasını teklif ediyor. Bunların karşılığında Lord Argon ile savaşmayı kabul edebileceğimizi söylüyorum.
Oria: Teklifinizi kısa sürede, Lord Argona ileteceğim ve size bir haberciyle bilgi göndereceğim.
Oria, Franki atına bindirir ve yola çıkarlar... 3,5 gün içersinde Buc's şehirine varırlar busırada Lord Argon boş durmamıştır ve ordusunu 2 katına çıkarmayı başarmıştır.
Oria , hızlı adımlarla Lord Argon'un odasına ilerler...Kapıyı çaldıktan sonra içeri girer..
Lord Argon, teklifi dinler kızgınlığını saklayamaz fakat bu kızgınlığının yanı sıra bu güce ihtiyacı vardır. Çaresiz bir şekilde kabul eder ve hemen sadık dostu Oria 'ya haber göndermesini söyler... Lord Argon içinden '' Bunun intikamını bir gün alacağının andını içmiştir.''
Fakat bu teklifin kabul edilmesi karanlık güçlerin ciddi anlamda güçlendiğini ve organize bir şekilde şehirlere saldıracağı gerçeğini ve belki de Sosaria'nın tarihinde yaşacağı en büyük katliamların savaşların gerçekleşeceğini göstermektedir. Anlaşılan bu acımasız Aile ve Lord Argon ortaklığından çok fazla kan akacak, ve Sosaria yeni bir kaosa doğru sürüklenecektir.Bu karanlık adamlar tüm SOSARIA' yı ele geçirene dek durmayacak....

Yazan : Mc Coys Morgoth / Pyramid UO'da yaşatılan hikaye.

 

Yazan : Ridley Morgoth